“Karışmış iplik,” diye söylendi Arya, belediye binasının erzak dolabını incelerken. O gün Schrödinger Günü’ydü, Bıyıkkent’in en neşeli festivali, ve konsey kedisi-kusursuz kızıl tüyleri, yeşil gözleri ve güneş banyosuna olan düşkünlüğüyle- kendini bir çeşit çıkmazda buldu.
Schrödinger Günü, Bıyıkkent’in kuruluşunun yıl dönümüydü. Kasaba kedileri, üzerinden nice nesiller geçmiş olsa bile her zaman Kuruluş Gününü ihtişam ve görkemle kutlardı, tıpkı planlamadan sorumlu konsey kedisi Arya’nın kendini erzak dolabının içindekilere bakarken bulduğu anda olduğu gibi.
Şöyle ki, bu akşamki kutlamanın kreması için en bariz atıştırmalık olan ton balıklı bisküvileri pişirmesi için, belediye binasının şef kedisine titizlikle talimat vermişti. Ancak o sabah, şef kedi hummalı bir şekilde tüm gece hazırlamak için uğraştığı ton balıklı bisküvilerin ortadan kaybolduğu bildirdi. Ve hayır, bisküvileri yiyenler kasabanın yaramaz kedileri değildi. Bisküviler onun gözünün önünde kaybolmuştu!
Kaybolan öğeler, Bıyıkkent için alışagelmedik bir olay değildi,–tabii dürüst olmalı, yiyecekler binde bir kez kaybolurdu– ve Arya ton balıklı bisküvilerin er ya da geç ortaya çıkacağını düşünüyordu. Ancak zamanında geri döneceklerinden emin değildi.
Ve bu yüzden, telaşını aklının ücra bir köşesine iterek ona daha fazla talimat gelene kadar orada kalmasını söyledi, Arya kutlama atıştırmalığı meselesini erzak dolabını farklı seçenekler için inceleyerek kendi patileri arasına aldı. Ancak içindekileri görünce sakladığı telaşı neredeyse kontrolden çıkıyordu. Hayır, hayır, Schrödinger Günü bu şekilde mahvolamaz!
Yalnızca iki atıştırmalık seçeneği bulunuyordu: peynir şeritleri ya da somonlu kekçikler. Ve problemin kaynağı da buradaydı: kediler meraklı ve girişken canlılarken aynı zamanda da geleneklere karşı oldukça tutucuydular, özellikle konu Schrödinger olunca. Ve Schrödinger Günü’nde akşam kremasında ancak tek bir atıştırmalık servis edilebilirdi.
Fakat kutlama atıştırmalığı için iki seçenek mevcuttu, Arya bahtsız bir seçimle karşı karşıyaydı. Kasaba kedileri bu atıştırmalıklara olan sevgileri açısından ikiye bölünmüşlerdi; her iki seçenek de yarısının hayal kırıklığına uğramasına sebep olacaktı. Ve Arya eğer elinden geliyorsa, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamaya çalışırdı.
Peynir şeritleri. Hayır, bunu seçemem, bir sokak ötedeki zavallı Jinxy’i günlerce hıçkırık tutar. Tamam, somonlu kekçikler o zaman. Hayır, Blade bu konuyu asla kapamaz. Peki, peynir şeritleri. Of, ama Bullito bir sonraki meclis toplantısında kulaklarımı çınlatacak! Ancak… eğer somonlu kekçikleri seçersem, Poh bir sonraki meclis toplantısında kulaklarımı çınlatacak!
Arya’nın düşünceleri oradan oraya koşuyor, çarpışma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor, panik baş gösteriyordu. Neticede ya orada düşünceleri tarafından ele geçirilmiş bir şekilde dikileceğini ya da gerçek bir kedi olup karar vermesi gerektiğini anladı. Yani bir karar verecekti, ancak bunu bir bilyeye danışarak yapacaktı. Bilyeler iki eşit ağırlıktaki seçenek arasında verilecek zor bir karar için faydalı olabilir.
Belediye binasındaki ofisine gitti, bol miktarda kitap, taze mürekkep ve parşömen kokuları ve güneşlenme noktalarının bulunduğu rahat bir odaydı, ve bir iki bilyenin.
Bıyıkkent bilyelerinin merak uyandıran bir özelliği vardı: aynı anda kırmızı ve maviydiler, birisi gözlemleyene kadar iki rengin bir üst üste binmiş haliydiler (süperpozisyonu). Doğrudan gözlemlendiğinde, bir Bıyıkkent bilyesi, her renk için yüzde elli ihtimalle ya kırmızıya ya da maviye dönerdi. Bir odayı yüz adet Bıyıkkent bilyesiyle doldurup her bir bilyeye doğrudan bakıldığında, bilyelerin yarısı kadarının kırmızıya ve yarısı kadarının da maviye döneceği görülür. Bir bilyenin renginin bu renklerden hangisine döneceğini önceden söylemek mümkün değildi.
Arya, doğrudan bakmaktan kaçınarak bir bilyeyi kutusundan çıkardı.
“Eğer mavi gelirse peynir şeritlerini, eğer kırmızı gelirse somonlu kekçikleri seçeceğim,” diye ofis sakinlerine: yarısı önemli bürokratik dökümanlar yarısı da şekerleme için tüneme yeri olan devasa kitap ve kağıt yığınlarına, yüksek sesle ilan etti.
Ancak, ne yazık ki Arya hiç bir zaman cevabını alamadı, tam bilyeyi gözlemleyeceği sırada penceresinin dışındaki hareketlilik dikkatini çekti. Ve pencereye atıldığında gördüğü şeyle panik duygusu, tüm görkemiyle iplerini çözdü. Kent meydanı açıkça görünüyordu, Schrödinger’in heykeli, yetişkin kedi sakinlerinin titizlikle hazırladığı tüm sahne eşyaları, masalar ve dekorasyonlar, ve: her şeyi yırtmak için heyecanlanan bir grup kedi yavrusu.
Doğruca heykele yöneldiler. Arya, pencereden dışarı fırlayarak aceleyle peşlerinden koştu.
“Hayır, hayır! Ufaklıklar durun!” diye azarladı Arya, sakinliğini korumaya çalışarak-günün sonunda oldukça nazik bir kediydi, ve Schrödinger Günü’nde sinirlerine hakim olamaması ona hiç yakışık almazdı, değil mi? “Sana uzak durman hakkında kesin talimatlar veril..” Ancak uyarılarına kulak asılmadığını görünce durdu; ilgisini başka bir şey yakaladı. Kalabalığın bakışını izleyerek bakışlarını yukarıya doğru Büyük Tırmalama Ağacı’nın dallarına yönlendirdi. Ve ardından dişlerinin arasından sabırsız bir sıkıntı üfledi.
Luna.
Luna, Luna, Luna. Kentin ufaklıklarına kutlamadan önce hazırlıklardan uzak durmaları açıkça bildirilmiş olsa da, Luna’yı özel olarak meydandan uzak tutması gerektiğini bilmeliydi. Ağaçtaki parçalanmış süs şeritlerinin arasında, heykelin tam üstünde beliren mor tüyü yakalamak için can atarak pençesini uzatan, kentin en yaramaz, heyecanlı ve yıkıcı yavru kedisi, Luna duruyordu.
Teknik olarak, Luna ‘yavru kedi’ demek için biraz büyük sayılırdı, ama neredeyse yetişkin olmaya hazır yaşına göre de küçük kalmıştı. Kalkık kaşlı bir yüz ifadesine sahipti, eğer kaşları olsaydı, duruma bağlı olarak merak veyahut endişe uyandırıyor olarak yorumlanabilirdi. Kürkü kısa ve kızıldı, banyo sırasında dikkati onu kolayca terk edebildiğinden, kire meyilliydi.
Luna heykele yakın bir dalın kenarında asılı bir şekilde sallanmaya başladı. Kutlama için bir hayli önemli, hatta kutlama atıştırmalığından bile önemli bir dekoratif mekanizma olan, Schrödinger’in şapkasının üzerindeki sim makinesine tehlikeli bir yakınlıkta asılı duruyordu.
Bıyıkkent’in kedileri belirsizlikten hoşlanırdı. Aynı zamanda parlak şeylerden de keyif alırlardı. Her yıl, Kuruluş Günü kutlamalarının başlama sinyali olarak, heykelin üzerine simler saçılırdı.
Sim makinesi, bir bilyenin iki sim şişesine bağlanmasından oluşuyordu. Açılış töreninde, seçilmiş bir konsey kedisi bilyeye doğrudan bakardı. Bilye, kırmızı ya da mavi renge dönerdi, ve şişelerin biri bilyenin rengine göre açılarak kentin sevgili kurucusuna renkli simler yağdırırdı. Bayrama yakın günlerde, kentin kedileri hangi rengin çıkacağı konusunu tartışmaktan büyük keyif alırlardı. Bu yıl, kırmızı bilyeye bir yeşil sim şişesi ve mavi bilyeye mor bir sim şişesi bağlanmıştı.
Atıştırmalığı unutun; eğer Luna sim makinesine hasar verirse, kutlamalar mahvolurdu. Arya, Luna’ya seslendi, ancak tabii ki o anda Luna’nın tüm dünyası, yalnızca mor tüyden oluşmaktaydı. Uyarılara, sim makinesine ve hatta diğer kedilere bile yer yoktu.
Arya, Luna’yı uzaklaştırabilecek bir şey için etrafı taradı, eğer kendi ağaca tırmanırsa ufaklığı daldan düşürmekten korkuyordu.
Gözleri heykelin kaidesinin yanındaki açık alet kutusunun etrafına dağılmış, tanıdık alet edevatları yakaladı. Sanki tamirci kedi birden bire görevini bırakıp şekerleme yapmaya ya da duş almaya gitmiş gibiydi. Alet kutusunun kime ait olduğunu tam olarak biliyordu.
Arya, artık her neredeyse en yakın arkadaşının duyacağını ümit ederek, “Blade?” diye seslendi.
Blade, alev sarısı gözlere sahip çevik bir siyah kediydi; misketler ve aletler konusunda yetenekliydi, fakat en çok da kolayca irkilmekte iyiydi. Şaşırtıcı olmayacak bir şekilde, meydanı çevreleyen binaların üzerinde isminin aniden yankılanması, sırtını kamburlaştırarak havaya doğru anıtsal bir sıçrama yapmasına neden oldu. Nerelerdeydi? Kıvrılmış, derin uykuda, bir çalının altına gizlenmiş, rüyasında güvercinleri görüyordu.
Blade’in uykusunun bölünmesine yönelik inadı, Luna’yı gördüğü an, bir anda sona erdi. Ağacın altındaki Arya ve kedilere katılmak için koşturdu, çıldırtıcı haylaza, sim makinesine ne kadar çok uğraştığını ve eğer aşağı inmezse neler olacağını söylüyordu.
İşe yaramadı tabii ki.
Kediler fikirlerini sunuyorlar, ve yavru kediler de heyecanla araya giriyorlardı.
“Sizce dikkatini başka bir tüyle dağıtabilir miyiz?” dedi Arya.
“Bir kaç saattir başka bir tanesinin ortaya çıktığını görmedim,” dedi Blade.
“Bir top atmaya ne dersiniz?” diye araya girdi yavru kedilerden biri.
“Ya da bir keçe fare?” dedi diğeri.
“Luna’nın olduğu yöne gideceklerini garanti edemeyiz,” diye cevap verdi Arya, kibar bir şekilde.
Ancak bu çabalarının boşa çıktığı ortaya çıktı; zira bir dizi talihsiz olay yaşandı:
Önce Luna dengesini kaybederek baş aşağı tüye doğru yuvarlandı.
Sonrasında kuyruğu sim makinesinin olduğu yöne doğru çevrildi.
Blade, Luna’nın dengesini kaybettiğini fark etti ve sim makinesine çarpmadan önce engelleyebileceğini umarak zıpladı. Ne yazık ki, Blade irkilmediği sürece çok yükseğe zıplayamıyordu, ve bu yüzden ufaklığın yakınına bile ulaşamadı.
Luna’nın kuyruğu makineye çarptı.
Makine, yavru kedi, tüy hep birlikte yere doğru çakılırken, kediyi düşmeye yakın yakaladılar.
Luna ayaklarının üstüne düştü, tüy gururla dişlerinin arasında sıkıştırılmıştı. Arya’nın yüzüne tek bir bakışı, ödülünü incelemek için uzağa fırlamasına yetti.
Ama Blade?
Zavallı Blade, sim makinesiyle birlikte kendi alet kutusunun içerisine düşmüştü. Kutunun kapağı, başının üzerine kapanmıştı.
Arya gözlerini kırptı. Yavru kediler gözlerini kırptı.
Kutlamaların mahvolmasıyla ilgili Arya’nın içini korku sarsa da, içgüdüsel bir heyecan midesini bulandırıyordu ve bu konuda yalnız olmadığı da açıktı ki yavru kediler aralarında fısıldaşıp neşeli bir şekilde ayaklarını yere sürtüyorlardı.
Çünkü önlerine sunulan muhteşem bir belirsizlikti. Bir kutunun içerisindeki kedi, ve onunla birlikte bir sim makinesi! Makine muhtemelen düşüş sırasında devreye girmişti, bu da Blade’in mor simle sarmalanabileceği anlamında gelebilirdi. Ya da yeşil de olabilirdi. Bakana kadar kimse bundan emin olamayacaktı. Tıpkı Bıyıkkent’in bilyesi gibi. Ne kadar büyük bir muamma!
Fısıltılar, tutkulu renk tahminlerine döndü ve kasabada orman yangını gibi yayılan haberle birlikte meydanda coşkulu bir kalabalık toplandı. Arya, Blade’in kapağı açarkenki bölünmüş uykular, işe yaramaz kediler ve önemsiz tüyler hakkındaki boğuk söylenmelerini duyabiliyordu, ancak şimdi kapağın açılmasına izin veremezdi, değil mi? Çünkü coşkuyla toplanan kedilere bakarken, Schrödinger Günü’nün hiç de mahvolmadığını fark etti. Bu yeni belirsizlik çok etkileyiciydi!
Blade kutudan çıkamasın diye yavaşça kapağın üstüne atladı. Söylenmelerinin sesi yükselmişti, ve bu sefer “itici en yakın arkadaşlar” da listesine eklenmişti.
Nihayetinde çıkmasına izin verecekti tabii ki, ve hatta iyi bir arkadaş olduğu için ona fazladan atıştırmalıklar bile verecekti, ama önce kasabadaki kedilerin eğlenmesine izin vermesi gerekti.
“Dinleyin,” diye seslendi. “Sevgili kedilerim, sizin için bir teklifim var. Hadi kutlama atıştırmalığımızın ne olacağına Blade’in kürkünün rengine göre karar verelim. Peynir şeritleri için yeşil, somonlu kekçikler için de mor. Ne dersiniz?”
Ve Arya’nın neşeli teklifine tek bir kedi bile itiraz etmedi.
(Tabii Blade hariç.)
Bölüm 2 Kısım 2 - Açıklama - Kübitler, Süperpozisyon ve Ölçüm